30 Eylül 2011

Kahve molası

  Bizim ''Biz'' olma telaşımızda artık sona yaklaşmaktayız, bugün itibariyle son 16 diyebiliriz:) Yıllar önce bizim kulübemiz olsa keşke derdim şöyle dört tahtayı çakıp birde başımızın üstüne bir çatı yapsan, orası bizim olsa...
  Şimdi gerçek bir evimiz olduğuna inanamıyorum, ama inanmalıyım değil mi:) Dün bütün telaşeleri bir kenara bırakıp evimizde karşılıklı kahve içtik, fincanlar esse'den:) Çok keyifliydi, düşünceleri geride bırakıp, kendimizden konuşabildik:)


                     
                                                                           Mmm nefis:)

27 Eylül 2011

Bu aralar...

    Özledim blogumu ve okuyucularımı:) Nasılsınız? Tabi izleyicisi olduğum blogları takip ettim ama bu aralar yaptıklarımı anlatamadım. Bugün biraz sakin bir gündü hemen ''yeni bir kayıt'' girmeliyim dedim.

    Bu aralar neler mi yapıyorum? Sonunda evimizde ''Işıklar'' yandı:) Elektrikler açılıp, avizelerim takıldı, tam düşlediğim gibi oldu. Mobilyalar bir bir yerini aldı.


        Davetiyelerimiz bu akşam alınacak Sedef Davetiyenin kelebekli bir modeli vardı onu seçtim. Giriş           cümlemiz de :
            ''Hepimiz tek kanatlı melekleriz ve ancak bir diğerimizle bir araya gelirsek uçabiliriz.''  oldu.
     
       
        Kına yerimiz, müziklerimiz de tamam.Bir iki organizasyon işi beni bekliyor onları da hallettim mi baya kolaylaşacak işimiz.
     
         Balayı içinse Belek'i seçtik. Ets Tur'un bu yıl açılan oteli Maxx Royal'de olacağız. Daha önce giden varsa  yorumları bekliyorum.


   Dün ise Boncuğum' un  Çırağan'da ayaklarımı yerden kesip,   ''Benimle bir ömre var mısın?'' dediği günün birinci yılı dolmuştu. Işıldayan gözlerimizle birbirimize bakarken hayatımızdaki bir sonraki özel ''Evet''' imize odaklanıp, sözler verdik birbirimize. Mutlu ve huzurlu zamanlar geçirmek adına.


   Şimdilik tek dileğim meleklerimizin bizi koruması. Umarım her şey böyle güzel ve sorunsuz gider. Beni mutlu eden herkese ve her şeye, yanımda olan ve olmayı çok isteyip de olamayanlara da çok teşekkür ederim...

15 Eylül 2011

Yıllar Öncesinden Bir yazı...


 Biliyorsunuz şu sıralar toparlanma aşamasındayım, evdeki her şeye teker teker bakıyor gerekli-gereksiz ayırıyorum. Yıllardır sakladığım bazı şeylerin şimdi hiç anlam ifade etmediği, bazılarınınsa değersiz gibi bir köşeye atılmış olmasına rağmen şimdi baktığımda ''değer'' karmaşasından sıyrılıp kendine en üst sıralarda yer bulduğunu görüyor şaşırıyorum... Ve ajandalarım, ne de çok şey yazmışım onlara eskiden bloğum yoktu tabii:)) O zaman yıl 2006'dan bir yazıyı aynı şekliyle paylaşayım bugün sizinle hem biraz nostalji yapmış oluruz dimi:)

  NİCE ASKLAR YASANDI BİRBİR KORKUYLA,ipek saçlarıma dokunmasın dedi biri,biri masumluğumu kaybettirmesin.Hep kalplerde istenilen gibi yaşanılmak istendi aşklar.Adını bile koymadan akışına bırakanlar oldu ya da.
  Kaybederim korkusuyla yaklaşanlar kaybetti hep diğerlerinden bir adım önce.Sevmek istemeyenler kapılıverdi herkesten önce.Sevilen hiç sevmedi,sevemedi nedense.Sevilmeyen ne çok sevdi karşılık bile görmeden.
  Hep bir dengesizlik yaşattı aşklar bize,kaçar olduk bazen,bazen arar olduk.Ama hep kaçarken bulduk,en beklenmedik anda aldık onu içeri.
  Hep en meşgul anımızda!
  Ask dinlemedi bizi,biz hala asık olduğumuzu sandık,o bizden çoktan gittiğinde.Sonra bir türlü anlatamadık,inandıramadık kendimizi gittiğine.Kaybettik onu,derken aramaya başladık hiç ilgisi olmayan yerlerde.İçki şişelerinde,sigaranın dumanında,yıldızların arkasındadır belki dedik,belki bir derenin kıyısında,bir şatodadır belki,bir barakada...Senelerce,asırlarca aradık en doğru sevgi,en güzel aşk nerdedir diye.İçtiğimiz suya,Yediğimiz ekmeğe,Şaraba verdik adını.
  Kalbimize hiç bakmadık,hiç aramadık orada.KAPATTIK TÜM PENCERELERİNİ,BAKTIK HEP ORADAN ÇOK UZAKLARA.....

8 Eylül 2011

Beklentilerinize dikkat edin!

  ‘’Hiçbir şey istemedim hayattan, sensiz en yakınlarımın bile yanına gitmedim, seni hiç bırakmadım ben. Eskiden isteklerim vardı. Dünya’yı görmek isterdim mesela, sen işyerinde beni tek odalı bir evde otururken hayal ederken, benim ruhum gezinmekteydi diyar diyar. Yokluk vardı o zamanlar ama ben dua ederdim sağlığımız var diye. Seni vatan bilip, ana baba bilip tutardım her durumda. Ne istedim ki hayattan ya da hangi istediğimi yapabildim? İnsanın düşüncesi de alınmasın elinden, ben söylenirim, söylerim, bazen şarkı söyleyip oynarım ama hep düşünürüm. Eğer sen düşüncemi de alırsan benden nasıl yaşarım? ‘’diyordu ananem, dedem yorgun ve bitkin gözleriyle camdan dışarı bakıp sessizliğini koruyordu. Tek bir söz çıkmıyordu ağzından ama gözlerinde ışığı sönmüş bir gençlik vardı. 
 Artık sağlığı da yoktu…
   Her hareketlerini dikkatli gözlerle izledim. Bazen nasıl hala bu kadar bağlı olabildiklerini, bazen yılların insanın hissettirdiklerini nasıl değiştirdiğini düşündüm...Buna rağmen, bizim hayat, aşk, sevgiler ve ilişkiler adına ne kadar da talepkar olduğumuza üzüldüm. Bitmek bilmeyen bir isteyiş, bazen sömürüye kadar uzanan karşımızdakini tüketircesine  ‘kendi’mizi yaratma arzumuz ve nihayetinde sonsuz mutluluk isterken sonlu ilişkilere uzanışımız...


  Evet, hayat adil olmayan bir alışveriş gibi; ‘paran olsa alacak bir şey bulamazsın, olmasa en kaçırılmayacak parçalara denk gelirsin.’ 
  Evet, hayat tutulmayacak derecede hızlı ilerliyor bunlar doğru. Ama hangi yaşta olunursa olunsun ufak bir jestin değerini hiçbir şey tutamıyor.  
  Neden mi bahsediyorum? Bulaşık yıkayan ananeme yaklaşan dedemin ananemin pamuk yanaklarına kondurduğu bir öpücükle dediği ‘’yeni mi yıkandın kız sen oh mis gibi kokmuşsun’’ sözü, öyle güzeldi ki… Ananem bana dönüp ‘’Hayret! İlk defa güzel bir söz söyledi.’ ’derken gözlerinin içindeki buğulanma ve ses tonundaki sevinç yadsınamazdı.
  Biz acaba ne kadar değer veriyoruz bu ufak şeylere? İlerleyen zamana karşı bu kadar saf ve temiz duygularımızı barındırabilecek miyiz içlerimizde, onlar gibi gerçekten bir bütün olabilecek miyiz, kendi isteklerimizden hayallerimizden vazgeçebilecek miyiz, ‘’benliğimiz’’den soyunup gerçekten karşımızdaki gibi düşünebilecek miyiz? 
 Bir gün birisi bize bu soruları sorduğunda ona içtenlikle cevap verebilecek miyiz? Bilmiyorum…
                                                                                                        

7 Eylül 2011

Bu aralar ben...

Bu aralar neler mi yapıyorum:
Evdeki eşyalarımı, çeyiz vs. leri koliliyor, giysilerimi elden geçirip hurçlara dolduruyorum, ne zor işmiş evlenmek onu anlıyorum:)


 Gelinlik provasına geç kalıyor, bir gelin adayından beklenmeyecek davranışlar sergiliyorum.


 Gelinliğime karar verdim de peki ya ayakkabı?? Bunu düşünüyor, gezdiğim tüm mağazalarda kendime uygun bi ayakkabı bulamayıp çıkıyorum:(



 Kına için ufak tefek detaylar düşünüyor, mesela şu duvaklı taçlardan yapıyorum, özellikle bugün süsleme ve bu tarz işlerdeki başarım sayesinde önce yardımcım ''silikon tabanca''ma, sonrasında ise ''hünerli ellerime'' teşekkürü bir borç biliyorum:)


 Yeni evimizle, yaşadığım ev arasında mekik dokuyor, eksikleri tamamlamaya çalışıyorum-(z)-.
 Perde-halı ikilisini düşünüyor, kararsızlığımıza kızıyorum:(


İşte böyle, her gün gündem değişse de bu aralar ben bunları düşünüyorum. Tabi bunlar milyonlarca düşünceden yalnızca birkaçı:)) Hadi kaçtımm:)

4 Eylül 2011

Biri Gelinlik mi Dedi??

  Vee nihayet gelinliğime karar verdim.Aslında benimki çok zorlu bir süreç değildi biliyorsunuz geçen hafta sizle de paylaşmıştım gelinlik arayışında olduğumu. İlk giydiğim gelinliği aldım desem sanırım bu tuhaf gelmez:) Baktığı yerlerden sonra yine ilk giydiği gelinliğe dönen gelin adayı sayısı oldukça fazladır sanırım. Evet, ben de onlardanım:)) Rüya gibi bir cumartesi günüydü, gelinliğim üstümdeyken çalan telefondaki sesle beraber mutluluğum arttı, düğün yerimiz de netleşmişti.İki güzel haber birden alınca sizinle paylaşmadan edemedim. İlerleyen postlarda gelinliğim ve düğün mekanıyla ilgili ayrıntılara da yer vereceğim. Şimdilik hoşçakalın yapılacak öyle çook şey var ki:))

23 Ağustos 2011

Gelinlik Telaşı

 Gelin olcağıma göre gelinlik almam gerek, evleniyorsam eğer o beyaz büyülü tasarımları deneyip birine 'işte bu' demem lazım...E o zaman vakti gelmişken gözüme kestirdiğim gelinlikçilerden randevu almalıyım!
 Hadi bakalım başlayalım gelinlik koşuşturmasına. Cumartesi öğleden akşama kadar çeşitli saat aralıklarıyla aldım randevularımı. Boncuğumu da yanıma alıp o heyecanı birlikte yaşamalıyız di mi ama? Sonra provalara gelmese de olur ama o ilk gelinliği denediğim an yanımda olmalı! Ben inanmıyorum o düğün öncesi gelini damat görmesin gelinlikle büyü bozulur vs kalıplara. Neden işin büyüsü bozulsun canım, bunca yıl hayalini birlikte kurduğunuz şeylerde tabiki de yanyana bulunulucak. O zaman gelelim gelinlik modellerine, hem sizlere de yardımcı olurum belki :)

  Hadi Başlayalım:
 Gelinlikte kuşağa bayılırım hele ki böyle güsel bi renk ve gelinlikle bu denli uyumlu olanlarına...



 Benim gelinlikte stilim sanırım ''romantik'' :) Çok sade ama bir o kadar titizlikle hazırlanmış detaylar, uçuşan tüller, doğal bir saç. Sonuç mükemmel!


  İnce bir fiziğim olduğu için balık model bir gelinlikte hiç fena olmaz diye düşünmekteyim. Pronovias imzalı alt resimdeki gelinlik gerçekten çok hoş. Ufak dantel detaylı kolları kullanılan fransız dantelinin kalitesiyle birleşince görüntü şükela!

 Ama gelinlikte ne kadar sadelikten yanaysam da kesinlikle duvak kullanmak istiyorum. Saç tokaları tüllü şapkalar yada çiçek formundaki saç süsleri bana göre değil. En azından gelinlik için tercih etmem. Uzun duvak, benim ardımdan bitmeyen bir masala yürüdüğümü simgelemeli:)




Yine pronovias'ın çok beğendiğim bir modeli..



 Gamze Özçelik'in dantel detaylı tülü de çok hoştu. Çıkarılabilir özellikte böyle bir şey düşünülebilir.Günün anlam ve önemine uygun. Tema 'Romantik' .



  Bu resimdeki modelin çok benzerini de ablam giymişti Akay'ın bir tasarımıydı. Gayet şık, zarif ve doğal..


 İşte bu düşüncelerle cumartesi günü başlıyorum ben de . Umarım sonsuz olur mutluluğumuz!

19 Ağustos 2011

Üzülmemeye Üzülmek

  Bugünlerde gündemimde her evlenecek kızın içine düştüğü şu ''ailemi bırakıyorum, onlarsız ne yaparım, ben evimi odamı nasıl bırakırım, babamın gözlerine bakınca ağlamaklı oluyorum...'' vs vs tripleri var. Kızlar haklı, çocukluk anılarıyla dolu ''baba'' ocaklarını bırakıp gitmek, annnelerinin mis kokan yemeklerini her akşam yiyemeyecek olmak, odasını, yatağını, çekmecelerindeki ilk gençlik anılarını bırakıp gitmek oldukça kötü bir şeydir.
  --Bir şeydir'' diyorum, çünkü bilmiyorum. Ben evlenmeden kurulan hayatların üzerine bir evlilik olacak benimki de ondan. Pek anlayamadınız tabi şimdi, biraz komplike bi durum bu. Yaşlı ananem ve koah hastası gözümün nuru dedemle aynı evdeyiz, babam zaten yıllar önce seçimini yapıp uzaklaşmış annemse babamdan yıllar sonra yeni yaşam denemeleri için bir süreliğine yanımda olmaya ara vermişti. İkisi de haklı, aynı kızlar gibi...
  Gelelim bizim mevzuya, ee hal böyle olunca ben bu izlediğim bloglardaki arkadaşlarımın üzüntülerine imrenerek bakar oldum. Keşke ve keşke.. ler arasında gidip geldim. E kızım sen deli misin özenilir mi hiç üzüntülere diyecek olursanız e sizde haklısınız.!
  Ben iki aya kadar evlenirim, şuan bu blogu yazdığım oda da arkamdan toplanır gider, ev de... Benden geriye bişey de kalmaz tabi, evdeki gereksizler belki eskiciye gider belki de ihtiyaç sahiplerine. Neyse ben yatağımı götürürüm kendi evime, eskiye dair bişeyi yanımda götürmüş olurum ve üzülmem geride kalanlara. Zaten ne kaldı ki benden başka:)
  Gecenin bir vakti aklımı kurcaladı bu düşünceler, öylesine yazdım işte:)


17 Ağustos 2011

HEDİYEE

 Ne hoş bi elbise bu,model kız pek bi saf sırıtmış ama elbiseye odaklanıyoruz şuan, kızı boş verelim:) renkli televizyonlarda eskiden çıkan yayın bitmiştir ibaresi gibi. Tüm renkler içinde:) Siz de beğendiyseniz çekilişe katılıp bu güzel elbiseye sahip olmak için: işte buraya tıkk!!



Bu akşam ATV izleyin!!


  Bu akşam Yiğit Özşener'in sunduğu ' Sen Hak Ediyorsun! ' yarışmasında çok sevdiğim manevi annem Emine Cebeci için yarışılacak. Emine Cebeci , 17 Ağustos gecesi oğlunu kaybeden çok geniş yürekli, iyi niyetli, yardımsever insan. O bizim iyilik meleğimiz. Her anımda yanımda olan teyzem için şans dileyin!! Çünkü o hak ediyor!!