8 Eylül 2011

Beklentilerinize dikkat edin!

  ‘’Hiçbir şey istemedim hayattan, sensiz en yakınlarımın bile yanına gitmedim, seni hiç bırakmadım ben. Eskiden isteklerim vardı. Dünya’yı görmek isterdim mesela, sen işyerinde beni tek odalı bir evde otururken hayal ederken, benim ruhum gezinmekteydi diyar diyar. Yokluk vardı o zamanlar ama ben dua ederdim sağlığımız var diye. Seni vatan bilip, ana baba bilip tutardım her durumda. Ne istedim ki hayattan ya da hangi istediğimi yapabildim? İnsanın düşüncesi de alınmasın elinden, ben söylenirim, söylerim, bazen şarkı söyleyip oynarım ama hep düşünürüm. Eğer sen düşüncemi de alırsan benden nasıl yaşarım? ‘’diyordu ananem, dedem yorgun ve bitkin gözleriyle camdan dışarı bakıp sessizliğini koruyordu. Tek bir söz çıkmıyordu ağzından ama gözlerinde ışığı sönmüş bir gençlik vardı. 
 Artık sağlığı da yoktu…
   Her hareketlerini dikkatli gözlerle izledim. Bazen nasıl hala bu kadar bağlı olabildiklerini, bazen yılların insanın hissettirdiklerini nasıl değiştirdiğini düşündüm...Buna rağmen, bizim hayat, aşk, sevgiler ve ilişkiler adına ne kadar da talepkar olduğumuza üzüldüm. Bitmek bilmeyen bir isteyiş, bazen sömürüye kadar uzanan karşımızdakini tüketircesine  ‘kendi’mizi yaratma arzumuz ve nihayetinde sonsuz mutluluk isterken sonlu ilişkilere uzanışımız...


  Evet, hayat adil olmayan bir alışveriş gibi; ‘paran olsa alacak bir şey bulamazsın, olmasa en kaçırılmayacak parçalara denk gelirsin.’ 
  Evet, hayat tutulmayacak derecede hızlı ilerliyor bunlar doğru. Ama hangi yaşta olunursa olunsun ufak bir jestin değerini hiçbir şey tutamıyor.  
  Neden mi bahsediyorum? Bulaşık yıkayan ananeme yaklaşan dedemin ananemin pamuk yanaklarına kondurduğu bir öpücükle dediği ‘’yeni mi yıkandın kız sen oh mis gibi kokmuşsun’’ sözü, öyle güzeldi ki… Ananem bana dönüp ‘’Hayret! İlk defa güzel bir söz söyledi.’ ’derken gözlerinin içindeki buğulanma ve ses tonundaki sevinç yadsınamazdı.
  Biz acaba ne kadar değer veriyoruz bu ufak şeylere? İlerleyen zamana karşı bu kadar saf ve temiz duygularımızı barındırabilecek miyiz içlerimizde, onlar gibi gerçekten bir bütün olabilecek miyiz, kendi isteklerimizden hayallerimizden vazgeçebilecek miyiz, ‘’benliğimiz’’den soyunup gerçekten karşımızdaki gibi düşünebilecek miyiz? 
 Bir gün birisi bize bu soruları sorduğunda ona içtenlikle cevap verebilecek miyiz? Bilmiyorum…
                                                                                                        

3 yorum:

Alice dedi ki...

Öncelikle yüreğine sağlık, yazdığım uzuunca yorum bağlantımdaki sorunla birlikte uçup gitti, bu kez ne çıkar bilemiyor inan... Ben hayatım boyunca insanlarla yaşadığım büyük sorunlarla savaşmaktan asla kaçmadım, çünkü bir çiçeği, bir insanı yada herhangi bir şeyi sevmek emek ister. Ama ne zaman küçük bir sorun olsa kaçmayı tercih ettim. Çünkü insanlar önemsiz diye düşünüp planlar oyunlar kurmadıkları bu küçük sorunlarda maske takma gereği duymazlar, kendilerini gün ışığına çıkarırlar diye düşünmüşümdür hep. Benim ufak şeylere verdiğim değer bu. Benim için hepsi ufak ama önemli şeyler...

Hestia dedi ki...

Farklı bi bakış, farklı yaklaşım..Herkesin değer yargıları farklı evet, küçük detaylar,büyük sevgilerin içine saklanıyor. Ve onları anladığımız vakit, evren tüm güzelliklerini bize sunuyor yeter ki kanaatkar olmayı bilelim.

BAHAR dedi ki...

çok güzel ve anlamlı bir yazı olmuş tebrikler