19 Aralık 2011, saat 4 suları,haftanın ilk günü, bir haykırış bir ağlayış...
Hayata atılan ilk kahkaha belki de , bir melek doğuyor, öyle saf, öyle masum. Haberi yok bizim Dünya'mızdan, ilk ağlayışını duyuyoruz, Üç çift göz birbirine bakıp yaşarıyor, dudaklarda gülümseme.
Biz de onun gibi gelmedik mi Dünya'ya? Kavgaları, savaşları, çekişmeleri, gürültüleri, karanlıkları bilmeden.Önce aydınlığa kızdık bulunduğumuz güvenli ortamdan bizi uzaklaştırıyor diye, sonra karanlıklara düşman olmadık mı? İçimizde sonsuzca var olan sevgiyle, iyilikle doğmadık mı ve giderek biz atmadık mı içimize tohumlarını olumsuzlukların?
Neyse ki hep yaşatmaya çalıştık içimizdeki o minik çocukları, gülen, top oynayan, yaramazlık yapan, biz sessizce dururken çığlık çığlığa şarkı söyleyen... Hep demedik mi : ''Bu yeni bir gün'' diye, işte böyle devam etmeli hep, başlatmalı her yeni gün --yeniden hayatı-- gülümsemeli...
Hepimiz heyecanla bekledik onu, en çok da annesi. Tam 9 ay 5 gün taşıdı o minik meleği karnında, ameliyathaneden çıktığındaysa yüzündeki rahatlama ve mutluluğa seyirci olduk. ''Zor gelecek'' diyordu, ''9 aydır hareketlerini hissediyorum içimde, tekmelerini, kalp atışlarını, heyecanla bekliyorum tek bir hareketini.Ben nasıl ayrılacağım bu histen?'' diyordu.Bunu yalnızca anne olanlar hissedebilir sanırım, değişik olmalı! Şimdi o meleği yüreğine alma zamanı, öyle küçük, öyle korunmasız ve muhtaç ki anne sevgisine...Büyüdük biz deyip böbürlensek de bu yaşımızda bile sevgisine, ilgisine ihtiyaç duyduğumuz kişiler annelerimiz değil midir?
Bu yazımda sana olsun Ozan:)
Hoşgeldin Minik Meleğimiz! Yengen ve amcan seni çoook seviyor!!




